Bir Hadis Ezberleyelim

El cennetü tahte zılâli’s süyuf: Cennet kılıçların gölgesi altındadır.
Âl-i İmran Suresi - 2 PDF Yazdır e-Posta

   

71 – Ey Ehl-i kitap! Niçin bile bile hakkı batıl ile karıştırıyor,

niçin bile bile hakikati gizliyorsunuz?

72-73 – Ehl-i kitaptan bir gûruh birbirlerine, şöyle dediler:

“Şu müslümanlara indirilen Kitaba günün başlangıcında (zahiren) iman edin, sonunda da inkâr edin,

olur ki onlar da şüpheye düşüp dinlerinden dönerler.

Ve bir de kendi dininize tâbi olandan başkasına sakın ha güvenmeyin!”

Ey Resûlüm, de ki: Doğru yol, Allah’ın yoludur”

Yine onlar kendi aralarında: “Size verilen vahyin, başkalarına da verildiğine

Veya Rabbinizin huzurunda müslümanların karşı delil getirip sizi mağlup edeceklerine inanmayın” derler.

De ki: “Lütuf Allah’ın elindedir, dilediğine ihsan eder.

Allah Vâsi ve alîmdir (lütfu boldur, her şeyi hakkıyla bilir). [57,29]

74 – Rahmetini, nübüvvetini dilediği kuluna has kılar. Allah büyük lütuf ve inâyet sahibidir.”

75 – Ehl-i Kitaptan öylesi vardır ki kendisine yüklerle altın emanet bıraksan onları sana öder.

Ama öylesi de vardır ki, bir altın bile versen başında dikilip durmadıkça onu sana geri vermez.

Bunun sebebi, onların: “Ümmîler hakkında ne yaparsak mübahtır, ondan dolayı sorumlu olmayız.” demeleridir.

Onlar bile bile, Allah hakkında yalan uydururlar. [3,14]

“Ümmîler” kelimesi ile onlar burada, Yahudi olmayan ve kendi çevrelerinde bulunan “Araplar”ı kasdediyorlardı.

76 – Hakikat öyle değil, kim ahdini yerine getirir ve haramlardan sakınırsa, bilsin ki Allah da o sakınanları sever.

77 – Önemsiz bir menfaat karşılığında,

Allah’a verdikleri ahdi ve yeminlerini bozanların âhirette hiçbir nasipleri yoktur.

Kıyamet günü Allah onlarla konuşmayacak.

Onların yüzlerine bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır.

Onların hakkı çok acı bir azaptır.

78 – Ehl-i kitaptan bir kısmı da, aslında kitaptan olmadığı halde,

Sizin kitaptan zannetmeniz için, 

Okurken ağızlarını dillerini eğip bükerler (bazı kelimelerin telaffuzunu değiştirirler).

Bir şeyler söyleyip “Bu Allah tarafındandır” derler. Halbuki o, Allah tarafından değildir.

Bile bile Allah adına yalan uydururlar. [2,75]

79 – Allah’ın kendisine kitap, hüküm, nübüvvet verdiği hiçbir insanın kalkıp da halka: “Allah’ın yanısıra bana da kul olun” deme yetkisi yoktur.

Lâkin o insanlara: “Öğretmekte ve okuyup okutmakta olduğunuz kitap sayesinde rabbanî olun” der.

Hüküm: İlim, anlayış gücü, Allah’ın hükmünü infaz etme yetkisi;

Rabbânî: Fakih, âlim, muallim, eğitimci, ilmi ile âmil olan kimse demektir.

80 – Ve o size: “Melekleri ve peygamberleri rab edinin” diye bir emir de vermez.

Siz Allah’a boyun eğen müslüman olduktan sonra,

Hiç kalkıp sizin küfre sapmanızı emreder mi?

81 – Hem Allah, vaktiyle peygamberlerden

“size kitap ve hikmet vermemden sonra,

Sizin yanınızda bulunan kitabı tasdik edici bir peygamber geldiğinde, mutlaka ona inanıp yardımcı olacaksınız”

diye söz almıştır.

Allah: “Bunu kabul ettiniz, bu ağır yükümü sırtınıza aldınız mı?” dediğinde onlar: “Kabul ettik” diye kesin söz verince,

Allah Teâla: “Siz de şahit olun, zaten Ben de sizinle beraber şahitlik edeceğim” buyurdu. [33,7; 7,172]

Yüce Allah bu mîsakı vahy ile almıştır. O, gönderdiği her peygambere, Hz. Muhammed (a.s.) ın vasıflarını bildirmiş ve ona ulaştığı  takdirde destek verme sözü almıştır. Ayrıca onların da kendi ümmetlerine bu gerçeği bildirmelerini istemiştir. “Sonra size (...) peygamber geldiğinde” hitabının asıl muhatapları Hz. Peygamberin çağdaşı olan Ehl-i kitaptır.

82 – Artık kim bundan sonra haktan yüz çevirirse, işte onlar dinden çıkmış fâsıklardır.

83 – Göklerde ve yerde bulunan kim varsa, gerek isteyerek, gerek istemeyerek Allah’a itaat ederken,

Hepsi döndürülüp O’na götürülürken,

Onlar kalkıp Allah’ın dininden başka bir din mi arıyorlar?

84 – De ki: “Biz Allah’a iman ettik.

Bize indirilen vahye, İbrâhim’e, İsmâil’e İshak’a, Yâkub’a ve torunlarına indirilen

keza Mûsâ’ya, Îsâ’ya, hasılı bütün peygamberlere Rableri tarafından verilen vahiylere de iman ettik.

(Peygamberlikleri noktasında) onlar arasında hiçbir ayrım yapmayız ve biz yalnız Allah’a teslim oluruz. [2,136]

85 – Kim İslâm’dan başka bir din ararsa,

Bilsin ki bu din asla ondan kabul edilmeyecek

Ve o âhirette ziyan edenlerden olacaktır.

86 – Kendilerine kesin ve açık deliller gelmiş ve Resulün hak peygamber olduğuna şehadet etmiş iken,

imanlarından sonra küfre sapan bir topluluğu hiç Allah hidâyete erdirir mi?

Yok, yok! Allah, zalimler güruhunu cennete giden yola koymaz, emellerine kavuşturmaz.

Zalimler, iradeleriyle küfrü tercih ettikleri müddetçe, Allah onlara hidâyet vermez. Yahut “Onlar kâfir olarak ölürlerse Allah onları, cennete giden yola koymaz” demektir (Nesefi)

87 – Böylelerinin cezası, Allah’ın, meleklerinin ve bütün insanların lânetine uğramaktır.

88 – Onlar bu lânetin içinde ebedî kalacaklardır.

Ne cezaları hafifletilecek, ne de yüzlerine bakılacaktır.

89 – Ancak daha sonra tövbe edip nefislerini ıslah edenler, bu hükmün dışındadır. Çünkü Allah gafurdur, rahîmdir (çok affedicidir, merhamet ve ihsanı boldur).

90 – İmanlarından sonra küfre sapanların,  sonra inkârda daha da ileri gidenlerin

Tövbeleri asla kabul edilmez.

İşte asıl sapıklar bunlardır. [4,18]

91 – İnkâr yoluna sapan ve kâfir olarak can veren kimseler, kurtuluş fidyesi olarak dünya dolusunca altın verseler de,

Mümkün değil, hiçbirinden kabul edilmeyecektir.

Bunların hakkı, çok acı bir azaptır ve kendilerini bundan kurtaracak olan da yoktur. [2,123; 14,31; 5,36]

92 – Sevdiğiniz mallarınızdan Allah yolunda harcamadıkça “fazilet” mertebesine ulaşamazsınız.

Bununla beraber her ne infak ederseniz, Allah mutlaka onu bilir.

Birr: “fazilet, iyilik, hayır” demektir. Bu vasfı haiz olan kimseye berr (çoğulu: ebrar) denir. Müminin ibadetinin özünde Allah sevgisi olup O’nun rızasını her şeyden üstün tutmalıdır. Ebrar defterine kaydedilmek için, kişinin sevdiği şeyleri Allah yolunda harcaması gerekir. Yoksa takvâ, bazı şeklî tarafları tamamlamakla elde edilmez.

93 – Tevrat indirilmeden önce, İsrail’in (yani Yâkub’un) kendi nefsine haram kıldığı hariç, diğer bütün yiyecekler İsrailoğullarına helâl idi.

De ki: İşte meydan! İddianızda samimi iseniz Tevrat’ı getirip okuyun!

94 – Artık kim bundan sonra Allah adına yalan söylerse, işte onlar zalimlerin tâ kendileridir.

95 – Sen: “Sadakallah: Allah sözün doğrusunu söyledi.” de.

Haydi bakalım Allah’ı bir tanıyarak İbrâhimin dinine uyun.

Pek iyi bilirsiniz ki o, asla müşriklerden olmamıştı.

96 – İbadet yeri olarak yeryüzünde yapılan ilk bina Mekkedeki Kâbe olup, pek feyizlidir, insanlar için hidâyet rehberidir. [2,125]

Kıble ilkin Mescid-i Aksa iken, hicretten bir buçuk yıl sonra Kâbe olarak değiştirilmişti. Yahudiler “peygamberlerin kıblesi değiştirildi” diye itiraz ettiler. Bu âyet Hz. İbrâhim tarafından Mekkede bina edilen Kâbenin daha kıdemli bir kıble olduğunu hatırlatarak itirazlarını cevaplandırmaktadır. Hz. Süleyman tarafından, M.Ö. bin yıllarında yaptırılan Mescid-i Aksa ile Kâbe arasında yaklaşık bin yıl kadar bir zaman vardır.

97 – Orada apaçık alametler ve deliller, İbrâhimin makamı vardır. Kim Beytullaha girerse korkudan emin olur.

Ziyarete gücü yeten herkese Beytullahı ziyaret etmek, Allah’ın onun üzerindeki hakkıdır.

Nankörlük edip bu hakkı tanımayana Allah’ın hiçbir ihtiyacı yoktur, o bütün âlemlerden müstağnidir. [29,67; 106,3-4]

Kâbede karşılaşılan birçok işaret ve makbuliyet delili vardır. Verimsiz bir yerde olmasına rağmen, orada rızık sıkıntısı çekilmemesi, her taraftan ziyaretçi gelmesi, bütün Arap yarımadasında 2500 yıl kadar öncesinden beri etrafta anarşi sürerken yılda dört ay Kâbe ve çevresinde tam güvenliğin hakim olması, M.S. 571 yılında Kâbeyi yıkmaya gelen Ebrehe ordusunun perişan olması gibi mûcizevi durumlar hatırlatılıyor.

98 – De ki: Ey Ehl-i Kitap, niçin Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorsunuz? Halbuki Allah yaptığınız her şeyi görmektedir. {KM, Yeremya 29,23}

99 – De ki: Ey Ehl-i Kitap! Siz gerçeği görüp bildiğiniz halde, niçin Allah’ın yolunu eğri göstermeye yeltenerek iman edenleri Allah yolundan menediyorsunuz? Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.

100 – Ey iman edenler! Eğer Ehl-i Kitaptan bir kısmına uyacak olursanız, iyi bilin ki onlar sizi imanınızdan sonra küfre çevirmek isterler. [2, 109; 4,89; 3,72]

     101 – Sizler nasıl küfre dönebilirsiniz ki önünüzde Allah’ın âyetleri okunuyor, aranızda Allah’ın resulü bulunuyor?

Kim Allah’a gönülden sımsıkı bağlanırsa muhakkak ki o doğru yola konulmuştur. [57,8-9]

102 – Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten nasıl sakınmak gerekirse öylece sakının.

Ona lâyık olduğu tazimi gösterin ve ancak O’na teslim olan müslüman olarak can verin.

103 – Hepiniz toptan, Allah’ın ipine (dinine) sımsıkı sarılın, bölünüp ayrılmayın.

Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın:

Hani siz birbirinize düşman idiniz de Allah kalplerinizi birbirine ısındırmış ve onun lütfu ile kardeş oluvermiştiniz.

Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oraya düşmekten de sizi O kurtarmıştı.

Allah size âyetlerini böylece açıklıyor, ta ki doğru yola eresiniz. [8,63]

İslâm’dan önce Arabistanda insan hayatının hiç değeri kalmamıştı. En ufak sebeple insanlar vicdansızca öldürülüyordu. Kabîle savaşlarının, kan dâvalarının sonu gelmiyordu. Meselâ Medinedeki Evs ve Hazrec kabileleri 120 yıldan beri sürekli savaş halinde idiler. İslâm sayesinde birbirlerinin kardeşi oldular.

104 – Ey müminler! İçinizden hayra çağıran, iyiliği yayıp kötülükleri önlemeye çalışan bir topluluk bulunsun.

İşte selâmet ve felahı bulanlar bunlar olacaklardır. [3,110.114; 7,157; 9,71.112; 22,41; 31,17]

105 – Kendilerine kesin delillerin gelmesinden sonra bölünüp ihtilafa düşenler gibi olmayın. Onlar için büyük bir azap vardır.

106 – Gün gelecek, birtakım yüzler ağaracak, bir takım yüzler ise kararacak.

Yüzleri kararanlara: “Siz misiniz denecek, imanınızdan sonra inkâra sapanlar? Tadın bakalım inkârınız sebebiyle bu acı azabı!” [75,22-25; 80,38-41; 88,2-8]

107 – Yüzü ak olanlar ise Allah’ın rahmetindedirler. Hem de orada ebedi kalacaklardır.

108 – İşte bunlar Allah’ın âyetleridir ki onları sana hakkı gerçekleştirmen için Biz okuyoruz.

Çünkü şu kesindir ki Allah insanlara zulmetmek istemez.

109 – Göklerde ve yerde olan her şey Allah’ındır,  ve bütün işler sonunda O’na raci olur, bütün işleri O hükme bağlar.

110 – Ey Ümmet-i Muhammed! Siz insanların iyiliği için meydana çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz:

İyiliği yayar, kötülüğü önlersiniz, çünkü Allah’a inanırsınız.

Ehl-i kitap da bu imana gelseydi, elbette kendileri için iyi olurdu.

İçlerinden iman edenler varsa da ekserisi dinden çıkmış fâsıklardır. [2,143]

Hz. Muhammed ümmetinin ayırıcı özelliği: Tevhid, iyiliği yayma ve kötülüğü önleme olarak bildirilip bu itibarla en hayırlı ümmet vasfını kazandığı vurgulanıyor. İyilik diye çevirdiğimiz ma’ruf: İslâm’ın ve aklın meşrû ve makbul saydığı şeydir. Kötülük, yani münker ise: İslâm’ın ve aklın gayri meşrû, kötü saydığı şeydir. Bu görev, yalnız yöneticilerin değil, imkânlarına göre bütün müminlerindir. Hayırlı ümmet olmak için, çoğunluğun bu vasfı taşıması gerekir. Ehl-i kitabın kınanmasının sebebi, çoğunluğun kötü tarafta yer alıp, az olan iyilerin de bu görevi terketmeleri idi.

111 – Onlar size hiçbir zarar veremezler, olsa olsa incitirler.

Sizinle savaşacak olurlarsa, arkalarını dönüp kaçarlar.

Kendilerine yardım eden de bulunmaz.

112 – Allah’tan gelmiş olan bir ipe ve insanlar tarafından uzatılan bir ipe (sisteme) tutunmaları müstesna,

onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, üzerlerine zillet damgası vurulmuştur.

Allah’ın gazabına uğramış, meskenete mahkûm edilmişlerdir.

Bu, onların Allah’ın âyetlerini inkâr etmeleri ve nahak yere peygamberleri öldürmeleri sebebiyle olmuştur.

Çünkü âsi olmuşlar ve haddi aşmışlardır.

Yani: Onların dünyada elde ettikleri güvenlik, kendileri tarafından kazanılmış değil, başkalarının yardımı sayesinde olmuştur. Onlar bu güvenliği ya Allah’ın hükmüne göre müslümanlardan veya başka sebeplerle gayri müslim devletlerden almaktadırlar.

113 – Ehl-i kitabın hepsi bir değildir.

Onların içinde öyle dosdoğru bir cemaat vardır ki,

Gece saatlerinde Allah’ın âyetlerini okuyarak secdelere kapanırlar. {KM, Mezmurlar 42,9; 77,3; 134,2. Resullerin işleri 16,25}

114 – Bunlar Allah’ı ve âhireti tasdik eder, iyiliği yayar, kötülükleri önler ve hayırlı işlere yarışırcasına koşarlar.

İşte onlar salihlerdendirler. [3,110]

115 – Yaptıkları hayır ve iyiliklerden, mükâfatsız kalan bir tek iyilik bile bulunmayacaktır.

Allah günahlardan korunan takvâ ehlini pek iyi bilir.

116 – Kâfir olanların ne malları ne de evlatları, kendilerini Allah’ın cezasından asla kurtaramaz.

Onlar cehennemlik olup orada ebediyyen kalacaklardır.

117 – O batıl yollarda olanların bu dünya hayatında harcadıkları malların durumu,

Kendi öz canlarına zulmeden kimselerin ekinine isabet eden

Ve o mahsulü kasıp kavuran bir rüzgarın durumuna benzer.

Doğrusu Allah onlara zulmetmedi, ama onlar kendi kendilerine zulmettiler.

Hak dini inkâr eden akımlar değişik de olsalar, batıl olmakta müşterektirler. Bunlar servetlerini sırf dünya için değerlendirirler. Fakat sırf dünyaya yöneldikleri halde dünyayı da doğru dürüst yönetemezler. Zira dünya - âhiret dengesi üzerinde duran fıtrata karşı çıkarlar. Bu sebeple harcamalar dengesiz olur. Tahrib edici silahlanma uğruna milyarlar seferber olur. Yüz milyonlar aç iken böylesi harcamalar yapılır. Fakat sonunda, dünya hayatı bile perişan olur.

118 – Ey iman edenler! Siz müslümanlardan başkasını sırdaş edinmeyin.

Çünkü onlar size şer ve fesat çıkarmada ellerinden geleni bırakmazlar.

Dâima sizin sıkıntıya düşmenizi isterler.

Size olan düşmanlıkları, zaten ağızlarından taşıp meydana çıkmıştır.

Kalplerinin gizlediği düşmanlık ise daha fazladır. 

Âyetlerimizi size iyice açıkladık. Eğer akıllarınızı kullanırsanız, onlardan yararlanırsınız.

119 – İşte siz o kimselersiniz ki o düşmanlarınızı seversiniz,

Halbuki siz bütün kitaplara iman ettiğiniz halde, onlar sizi sevmezler.

Hem huzurunuza geldiler mi “âmenna!” biz de “inandık!” derler. Aralarında başbaşa kaldıkları vakit de, size duydukları kin ve düşmanlık sebebiyle, parmaklarını ısırırlar.

De ki: “Geberin kininizle!” Allah bütün kalplerin künhünü bilir.

120 – Size bir ferahlığın, bir nimetin ulaşması onları tasalandırır.

Bir fenalığın gelmesine ise, âdeta bayılırlar.

Şayet siz sabreder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, onların tuzakları size hiçbir zarar veremez.

Çünkü Allah, elbette onların yaptıklarını ilmiyle, kudretiyle kuşatmıştır.

121 – Hani bir vakit, ey resulüm, sen ailenden sabah erken ayrılmış, müminlere savaş mevzileri hazırlamak için yola çıkmıştın.

Allah, semî ve alîmdir (hakkıyla işitir ve bilir).

Buradan itibaren Uhud savaşı vesilesi ile birtakım ilahî buyruklar, müminlere ebediyyen ders vermek üzere tescil ediliyor. Hicretin 3. yılında Kureyş, müslümanlara göre çok daha üstün bir kuvvetle Medine’ye saldırdı. Savaş pek zorlu geçti. Müslümanlar galip gelmişlerdi ki Hz. Peygamber (a.s.)ın talimatını unutma ve ganimet peşine düşme sonucu, durum değişti. Müslümanlar yetmiş kadar şehid verdiler. Gâlibiyet ortada kaldı. Allah’ın hikmeti, müminlere çeşitli dersler vermek istedi.

122 – Ve hani sizden iki bölük, Allah da kendilerinin yardımcıları olduğu halde, korkarak geri çekilmeye yeltenmişlerdi.

Halbuki müminlere düşen, yalnız Allah’a dayanıp güvenmeleridir.

Bunlar Beni Seleme ile Beni Hârise olup münafıkların başkanı İbn Übey 300 adamı ile ayrıldığında onlar da tereddüde düşmüşlerdi. İbn Übey, istişare sırasında Medine dışına çıkmamayı önermişti. Hz. Peygamber’in de şahsî görüşü bu şekilde idi. Onun için, gönülsüz olarak Uhud’a çıkmıştı.

123 – Gerçekten, sizler birkaç biçare iken, Bedir’de Allah sizi yardımına mazhar etmişti.

O halde Allah’a karşı gelmekten sakının ki şükretmiş olasınız.

Bedir, Medine’nin 120 km. güneybatısında, Kızıldeniz sahiline 20 km, uzaklıkta, Mekke-Suriye yolu üzerinde bir köydür. Hicrî 2. yıl ramazan ayında vuku bulan savaş müslümanların kesin zaferleriyle sonuçlanmıştı.

124 – O vakit sen müminlere: “Rabbinizin, indirdiği üç bin melek ile size imdad göndermesi yetmez mi?” diyordun. [8,9-10; 9,26.40; 33,9] {KM, II Samuel 5,24; II Makkabe 5,2-4; Matta 26,53}

125 – Evet, eğer sabreder ve itaatsizlikten sakınırsanız, -düşmanlarınız da hemen üzerinize geliverirlerse-

Rabbiniz, formalı formalı tam beş bin melek göndererek size yardım edecektir.

126 – Allah bu imdadı sırf size müjde olsun ve kalpleriniz bununla müsterih olsun diye yaptı.

Nusret ve zafer, ancak (mutlak galib, tam hüküm ve hikmet sahibi), azîz ve hakîm olan Allah tarafından gelir. [9,25-27; 47,4; 3,160]

127 – Evet, Allah Teâla kâfirlerden ileri gelenleri imha etmek

Veya onları başaşağı ederek ümitsiz bir hale düşürmek için size bu imdadı gönderdi.

128 – Bu hususta sana ait bir iş yoktur:

Allah ister onlara tövbe nasib edip bağışlar, ister nefislerine zulmettikleri için onları cezalandırır.

Senin görevin sadece uyarıp irşad etmektir. [13,40; 28,56]

129 – Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allah’ındır.

O dilediğini affeder, dilediğini cezalandırır. Allah gafurdur, rahimdir (çok affedicidir, merhamet ve ihsanı boldur).

130 – Ey iman edenler! Kat kat faiz yemeyin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki felah bulasınız. [2,275]

Cahiliye döneminde faizli borçlar vâdesinde ödenmez ve borçlu sürenin uzatılmasını isterse, tefeci borcun miktarını artırır, böylece zamanla faiz, anaparayı geçerdi. Âyet faizi mutlak olarak yasaklamakta olup, kat kat olma şartı o zaman carî olan durumu bildirmektedir. (Bkz. 2,275-276, 278)

131 – Hem kâfirler için hazırlanmış bulunan o ateşten korunun!

132 – Allah’a ve Resulüne itaat edin ki merhamete nail olasınız.

133 – Rabbiniz tarafından bir mağfirete,

Genişliği göklerle yer kadar olan ve

Müttakiler için hazırlanmış olan bir cennete doğru yarışırcasına koşuşun! [57,21]

134 – O müttakîler ki bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcarlar,

Kızdıklarında öfkelerini yutar, insanların kusurlarını affederler.

Allah da böyle iyi davrananları sever.

135 – O müttakiler ki çirkin bir iş yaptıklarında veya kendi nefislerine zulmettiklerinde, peşinden hemen Allah’ı anar, günahlarının affedilmesini dilerler.

Zaten günahları Allah’tan başka kim affeder ki?

Bir de onlar bile bile işledikleri günahlarda ısrar etmez, o günahları sürdürmezler. [9,104; 4,110]

136 – İşte onların mükâfatları, Rab’leri tarafından büyük bir af ile, kendilerinin ebedî olarak kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler olacaktır.

Güzel iş yapanların mükâfatı ne de güzel!

137 – Sizden önce, Allah’ın koymuş olduğu hayat kanunlarına uygun olarak, nice olaylar, ümmetler geçti...

İsterseniz dünyayı gezip dolaşın da dîni yalan sayanların âkıbetlerini görün!

138 – İşte bu, bütün insanlara yöneltilen bir açıklamadır,

Haramlardan korunacak müttakiler için bir hidâyet ve öğüttür.